Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz" dedi.
Eğitim-Bir-Sen, çalışma hayatındaki zorlukların nüfus artış hızındaki düşüşe etkisini ortaya koymak ve alınması gereken önlemleri tespit etmek amacıyla 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla bir çalışma gerçekleştirdi. Yürütülen kapsamlı saha araştırmasının sonuçlarını açıklayan Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, kadın kamu görevlilerinin doğum izni süresinin 1 yıla çıkarılması ve süt izni süresinin artırılması taleplerini dile getirdi. Araştırmada kadın kamu görevlilerinin özlük haklarındaki kayıplardan rahatsızlıkları ve yarı zamanlı çalışmanın yeniden düzenlenmesi talepleri ile tam istihdam ve güvenceli esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi yönündeki beklentilerini de ifade eden Aydın, kadın kamu çalışanlarının çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve birtakım haklara sahip olmasının Türkiye'deki doğum artış oranını artıracağını belirtti. Aydın, beklenilen taleplere göre doğum izninin 60 haftaya çıkarılması ve haftalık 4 gün çalışma modeline geçilmesi gerektiğini, bu durumun hem aile yapısına hem de çalışma hayatına olumlu yönde etki edeceğini ifade etti.
"Nüfusumuz yaşlanıyor, genç nüfus azalıyor"
Türkiye'de son dönemlerde nüfus oranının dengesizleştiğini ve bu durumun ilerleyen yıllarda daha da olumsuz bir duruma dönüşeceğini ifade eden Aydın, "Türkiye uzun süredir sessiz ama derin bir demografik dönüşüm yaşıyor. Nüfusumuz yaşlanıyor, doğurganlık oranları düşüyor, genç nüfus azalıyor. Bu tabloyu yalnızca demografik bir veri olarak değil, çalışma hayatıyla doğrudan ilişkili bir sonuç olarak okumak zorundayız. Çünkü bireylerin hayatını devam ettirebilmesi için zorunlu şart olan çalışma hayatını, insanlığın devamı için gerekli olan aile kurumundan ayrı düşünmek doğru bir yaklaşım değildir. Bugün çalışma hayatındaki kadınların oranı, özellikle sağlık ve eğitim oranında yüzde 60'ları geçmiş durumda. Ancak aynı kadınlar, çalışma hayatında kalabilmek için anneliği erteliyor, hatta kimi zaman tamamen vazgeçmek zorunda kalıyor. Maalesef bu artık bir tercih değil, çoğunlukla zorunluluk haline dönüştü. Kariyer yapmak ve aile hayatı kurma arasında kadınların ikileme mecbur kalması, hiçbirimiz için kabul edilebilir bir durum değildir. Dünyanın birçok yerinde ev işleri, çocuk bakımı ve diğer bakım sorumlulukları, büyük ölçüde kadınlar tarafından yerine getirilmektedir" diye konuştu.
"Mevcut doğum izni politikası sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor"
Mevcut doğum izninin 60 haftaya çıkarılmasını beklediklerini ve bu durumun kadının hem ev hayatına hem de iş hayatına adaptasyonunu olumlu yönde etkileyeceğini vurgulayan Aydın, "Mevcut doğum izni politikası, sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor ve yeniden ele alınması gerekiyor. Araştırmamıza katılan katılımcıların yüzde 93'ü, doğum sonrası izin süresinin arttırılmasını gerekli görürken, yüzde 90'ı doğum izninin doğumdan önce 8, doğumdan sonra da 52 olmak üzere toplamda 60 haftaya çıkarılmasını talep ediyor. Bu durum bir ayrıcalık olarak görülmemeli. Bu sonuç bizlere kadınların hem anne hem çalışan olarak var olma talebini göstermeli. Doğum izni süreleri kadınların doğum sonrası fiziksel iyileşmesini, bebeğin gelişimini ve annenin psikolojik uyum sürecini karşılamaktan uzaktır. Kadınlar doğumdan çok kısa bir süre sonra işine dönmek zorunda kalıyor. Bebeğini, bakım sorumluluğunu yalnız başına taşımak zorunda kalıyor" şeklinde konuştu.
"Annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir"
Yapılan saha araştırmasının hem aile değerine hem de toplumsal yapıya birçok fayda sağlayacağının altını çizen Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kadınlar; hak kaybına uğramadan, gelir kaybı yaşamadan güvenceli istihdamdan vazgeçmeden, emeklilik hakkı zedelenmeden esnek çalışma istiyor. Dünyada birçok ülke tarafından uygulanan haftalık 4 gün çalışma modeli, ülkemizde de gündeme gelmeli. Çocuk sayısına göre çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmeli. Kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma saati 32 saate düşürülmelidir. Oysa annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir ve bu değeri korumak yalnızca kadınların değil, devletin ve tüm toplumun sorumluluğundadır. Annelik hakları, nüfus politikalarından istihdam stratejilerine kadar birçok alanı doğrudan ilgilendiren alandır. Çalışma hayatı ile aile hayatı uyumlu hale getirilmeden doğum oranlarındaki düşüşü tersine çevirmek mümkün değildir. Doğum ve süt izni süreleri uzatılmalı, işe dönüş süreçleri desteklenmeli ve güvenceli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir. Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz."
Kamu Haber
Yayınlanma: 21 Ocak 2026 - 09:25
Güncelleme: 21 Ocak 2026 - 10:00
Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Aydın: "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor"
Kamu Haber
21 Ocak 2026 - 09:25
Güncelleme: 21 Ocak 2026 - 10:00
Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz" dedi.
EDİTÖR

Haberler İHA Haber Ajansı tarafından sağlanmaktadır.
İlginizi Çekebilir







