Kahramanmaraş'ta yaşayan 12 Eylül mağduru Ahmet Bağcı, darbenin yaşandığı gece İstanbul'da tankların sokağa girdiği anları ve sonrasında yaşadığı işkenceleri anlattı. Bağcı, 95 gün sonra götürüldüğü hastanede üç ayak parmağının kırıldığının tespit edildiğini belirterek, "Parmaklarım kırılmış, tekrar kaynamış. Hala o parmaklarım sakat" dedi.
12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 46 yıl geçmesine rağmen o günlerin izlerini taşıyanlardan 66 yaşındaki Ahmet Bağcı, gençlik yıllarında yaşadığı olayları ve darbe gecesini anlattı.
"Radyoyu açtık radyoda Kenan Evren'in sesi vardı"
Darbeden bir gün önce İstanbul'da yaşanan askeri hareketliliği anlatan Bağcı, "Her zamanki gelen askerler göreve gelmemişti. Hiç tanımadığımız askerler geldi. Mermi şeritleri, çelik miğferler vardı. Her halinden olağanüstü bir durum olduğu belliydi. O dönem MHP Fatih İlçe Başkanı olan ve ilerleyen yıllarda Kahramanmaraş milletvekilliği ile bakanlık yapan merhum Ali Doğan bizi uyardı. Fındıkzade'de bir kahvenin önünde oturdukları sırada Doğan yanımıza gelerek beni çağırdı, 'Bu gece sokağa çıkma yasağı ilan edilecek, akşamdan sonra dışarı çıkmayın' dedi. Ben de arkadaşlara söyledim ama çok fazla aldırış eden olmadı. Gece saat 11'de hareket başladı. Bir yerde oturuyorduk, pencereden aşağı baktığımda sokağın içine tankların girmiş olduğunu gördüm. Üniversite öğrencisiydik ve Maraş Yurdu'nda kalıyorduk. İlk kontrolden geçtik ancak yurda ulaşana kadar 6-7 ayrı noktada daha askeri kontrolle karşılaştık. Her taraf asker ve zırhlı araçlarla doluydu. Artık tamamen ordunun İstanbul'a hakim olduğu belliydi. Tabii Türkiye'nin her tarafına hakim olmuşlardı. Kazasız belasız kaldığımız eve geldik. Bir bodrum katta kalıyorduk. Radyoyu açtık. Radyoda Kenan Evren'in sesi vardı. O meşhur bildiriyi okuyordu. Kara, deniz, hava, jandarma vesaire yönetime el koyduklarını açıkladılar" dedi.
"Darp, falaka, ağır küfürler ve ağır ithamlarla ciddi işkenceler gördük"
Arkadaşlarının birer birer yakalanmaya ya da teslim olmaya başladığını ve kendisinin uzun süre teslim olmadığını ifade eden Bağcı, tutukluluk sürecinde işkencelere maruz kaldığını söyledi.
Bağcı, "Yakalanan arkadaşlarımız, teslim olan arkadaşlarımız oldu. Ben direndim, sonuna kadar teslim olmadım. Bu arada içerideki arkadaşlarla irtibat kuruyorduk. Haberler geliyordu, idamlar başlamıştı artık. Mustafa Pehlivanoğlu rahmetli idam oldu. İsa Armağan'ı yakalayamadılar. İsa Armağan suç ortağıydı. O yakalansa onu da idam edeceklerdi. İran'a kaçtığı için idam olmadı. Arkasından bizden 9 arkadaşımız idam edildi. 9 arkadaşımız 12 Eylül döneminde idam edildi. Sanırım 15-16 civarında da soldan idamlar yapıldı. Bizim yargılandığımız dava ETKO davasıydı. Kısa ismi ETKO. Açılımı Esir Türkler Kurtuluş Ordusu. Bu nereden çıktı? 1975 yılında biz Maraş'ta Mustafa Cemiloğlu'nun, şimdiki Kırım Türkleri liderinin, Rusya'daki sivil zindanlarda yaptığı ölüm orucuyla ilgili radyoda bir haber dinledik. Onun ölüm haberi verilmişti. Türkiye'nin 55 vilayetinde protesto gösterileri oldu. Maraş'ta da lise gençliği ve o dönemdeki iki yüksekokulumuz, Eğitim Enstitüsü ve Meslek Yüksekokulu öğrencileriyle birlikte, tahminim 5 bin kişinin katıldığı ciddi bir yürüyüş oldu. Arkasından devam eden yıllarda 'Esir Türklere Hürriyet, İstiklal Yürüyüşü' yapıldı. Buradan hareketle o zamanın polisleri ve savcıları, bir yakıştırmayla bizi Esir Türkler Kurtuluş Ordusu diye bir örgüte bağladılar. 36 arkadaşımız birden tutuklandı. O zaman Maraş'ta polisler elektrik işkence konusunda çok tecrübeli değildi. İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de işkence çok gelişmiş durumdaydı. Elektrik işkencesi görmedik ama ağır darp, falaka, ağır küfürler ve ağır ithamlarla ciddi işkenceler gördük. Tutuklandığımızda gördüğümüz işkencelerin tesiriyle 10-15 gün boyunca sırtında, arkadaşlarının sırtında tuvalete giden arkadaşlarımız oldu. Mesela en ağır işkence görenlerden biri Maraş milletvekili Edip Özbaş Bey'di. O zaman cezaevlerinde hizmetçiler olurdu. Edip Özbaş'ı yaklaşık 20 gün boyunca sırtlarında tuvalete götürdüler. Diğer arkadaşlarımız da öyleydi. Yere basacak halleri yoktu" diye konuştu.
"12 Eylül'ü yapanlar Genelkurmay'ın içerisindeki Amerikancı paşalardı"
Darbeyi başta Kenan Evren olmak üzere Genelkurmay'daki Amerikancı paşaların yaptığını ifade eden Bağcı, "İşkencelerle ilgili sürekli dilekçe veriyordum, Ben işkence gördüm, bunun tespit edilmesini istiyorum diyordum. Savcılığa gönderdiğimiz dilekçelere cevap gelmiyordu. Tam 95 gün sonra, Hadi gel bakalım, hastaneye gidelim dediler. 95 gün sonra hastaneye gitmeme rağmen ayak parmaklarımın üç tanesinin kırık olduğu ortaya çıktı. Kırılmış, tekrar kaynamış. Hala o parmaklarım sakat kaldı. 12 Eylül'ü yapanlar Genelkurmay'ın içerisindeki Amerikancı paşalardı, başta Kenan Evren olmak üzere. Bizim milli paşalarımız daha bu ülkede ihtilal yapmadı. 15 Temmuz oldu. 15 Temmuz diğerlerine göre farklıydı. Askeri bir ihtilal değildi. Başbuğumuzun bir lafını söyleyeyim. İdare şekliyle ilgili derdi ki, 'En kötü demokrasi, en iyi ihtilalden iyidir'. İnsanoğlunun bugüne kadar bulabildiği en iyi idare şekli cumhuriyettir, demokrasidir. Bundan daha iyisini bulursa insanoğlu geçsin. Daha iyisi yok. Mustafa Kemal Atatürk bu ülkeye demokrasiyi getirdi, cumhuriyeti getirdi" dedi.
Kültür-Sanat
Yayınlanma: 10 Eylül 2026 - 10:31
Güncelleme: 10 Eylül 2026 - 11:10
12 Eylül mağduru darbeyi anlattı: "9 arkadaşımız 12 Eylül döneminde idam edildi"
Kültür-Sanat
10 Eylül 2026 - 10:31
Güncelleme: 10 Eylül 2026 - 11:10
Kahramanmaraş'ta yaşayan 12 Eylül mağduru Ahmet Bağcı, darbenin yaşandığı gece İstanbul'da tankların sokağa girdiği anları ve sonrasında yaşadığı işkenceleri anlattı. Bağcı, 95 gün sonra götürüldüğü hastanede üç ayak parmağının kırıldığının tespit edildiğini belirterek, "Parmaklarım kırılmış, tekrar kaynamış. Hala o parmaklarım sakat" dedi.
EDİTÖR

Haberler İHA Haber Ajansı tarafından sağlanmaktadır.
İlginizi Çekebilir







