Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yılsonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programı (OVP) Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık yol haritasının ortaya konulduğu toplantıda, büyüme, enflasyon, istihdam, bütçe dengesi ve cari açık başta olmak üzere temel makroekonomik hedefler kamuoyuyla paylaşıldı. Toplantıya Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel ve Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, gelecek 3 yıla ilişkin temel politika belgesi olan OVP'nin, kalkınma planı doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen 3 yıllık bir politika çerçevesi sunduğunu dile getirdi.
Yılmaz, dünya ekonomisinin, son dönemde ekonomik, teknolojik ve jeopolitik gelişmelerin iç içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı ve risklerin tarihî yüksek seviyelere çıktığı yeni bir süreçten geçtiğini belirtti.
Türkiye ekonomisinin de dünyadan ve bölgede yaşanan bu gelişmelerden bağımsız olmadığını dile getiren Yılmaz, özellikle bölgede yaşanan savaşın oluşturduğu doğrudan ve dolaylı etkilerin; enerji ve emtia fiyatlarından küresel ticarete, enflasyon görünümünden büyüme beklentilerine kadar bir çok alanda hissedildiğini aktardı.
"Küresel enflasyon tahmini yüzde 3,6'dan yüzde 4,7'ye yükselmiş durumdadır"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2026 yılında makroekonomik çerçevenin oluşturulmasında esas alınan varsayımların başta savaş olmak üzere meydana gelen hadiseler doğrultusunda güncellendiğini ifade ederek, "Geçtiğimiz OVP'deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini aşağı yönlü revize edilmektedir. Ticaret ortaklarımızın büyüme tahmini yüzde 2,4'ten yüzde 1,6'ya, Avro Bölgesi büyümesi yüzde 1,2'den yüzde 0,9'a gerilerken bölgemizde yaşanan savaşın etkisinin en belirgin görüldüğü Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerinde ise yüzde 3,4 olarak öngörülen büyüme, bu yıl yüzde eksi 0,5'e kadar gerilemiştir. Geçtiğimiz yıl OVP'yi hazırlarken uluslararası kuruluşların tahminleriyle uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükseldi. Enerji dışı emtia fiyatlarında yüzde 5,7 oranında düşüş beklerken bugün yüzde 18,6 oranında bir artış öngörülmektedir. Küresel enflasyon tahmini ise bu gelişmelere bağlı olarak yüzde 3,6'dan yüzde 4,7'ye yükselmiş durumdadır" dedi.
"2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik"
Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskılar ile başlıca ticaret ortaklarında zayıflamanın 2026 yılı ekonomi tahminlerine de yansıdığını söyleyen Yılmaz, 2026 yılı büyüme tahmininin yüzde 3,3 olarak güncellendiğini, yılsonu enflasyon tahmininin ise yüzde 28,4'e yükseldiğini kaydetti.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış denge üzerinde doğrudan etkisiyle enerji ithalatı tahmininin 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükseldiğini belirten Yılmaz, dış ticaret açığı tahminin ise 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıktığını ifade ederek, "Buna bağlı olarak cari işlemler açığının milli gelire oranına ilişkin tahminimizi de yüzde 2,6 olarak güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Nitekim 2026'da öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler üzerinde ilave yük oluşturmuştur. Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir" diye konuştu.
Yılmaz, 2026 yılının hem küresel büyümenin hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde ivme kaybettiği bir yıl olduğunu bildirerek, 2027 yılına ilişkin beklentilerin ise küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret ettiğini ifade etti.
"Savaşla jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini görüyoruz"
Küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan unsurlardan bir tanesinin de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artış olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini görüyoruz. Savaş öncesinde uzun dönem ortalaması etrafında seyreden endeks, savaşın ardından tarihi ortalamasının oldukça üzerine çıkmış ve oynaklık yükselmiştir. Jeopolitik gerilimler enerji ve emtia piyasalarından ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlandırıcı tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan, dış şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, küresel arz şartlarından kaynaklanan fiyat hareketlerinin bir taraftan enerji ithalat maliyeti ve dış ticaret dengesini etkilediğini, diğer taraftan da üretim ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansıdığını belirterek, 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngörülen enerji ithalatı tahmininin bu yıl 71 milyar dolara güncellenmesinde bu gelişmelerin etkili olduğunu söyledi.
Uygulanan politikalar çerçevesinde Türk Lirası'na güvenin artmaya devam ettiğini söyleyen Yılmaz, TL mevduatının toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesinin, izlenen politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olduğunu kaydetti.
Öte yandan Yılmaz, şartlı yükümlülüklerden biri olan Kur Korumalı Mevduat uygulamasından çıkışın sorunsuz bir şekilde tamamlandığını da hatırlattı.
"Risk primimiz 220 seviyesinin altına inmiştir"
Kararlılıkla uygulanan politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerin 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaştığını belirten Yılmaz, "Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700'lü seviyelerden bugün 220'nin altına inmiştir. Bu önemli gelişme gerek kamu gerekse özel kesimin yabancı para cinsi borçlanmasında faiz yükünü aşağıya çekmektedir" ifadelerine yer verdi.
Yılmaz, yıllıklandırılmış ihracatın Türkiye'nin ticaret ortaklarındaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep şartlarına rağmen ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaştığına dikkati çekti.
"Dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusu"
İhracattaki performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükselişin, dış denge üzerinde geçici bir baskı oluşturduğunu vurgulayan Yılmaz, "Cari işlemler açığının millî gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılında bu oran yüzde 2,3'e yükselmiştir. Bu yükselişin içinde baktığımızda 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini hesaplamaktayız. Bunu çıktığınız zaman aslında yapısal bir bozulma olmadığını çok rahat bir şekilde görüyoruz. Ayrıca mevcut seviyenin, 2000-2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2'nin de belirgin altında kaldığını ve yönetilebilir seviyede olduğunu vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur" açıklamasında bulundu.
Programın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe kaydedildiğini ifade eden Yılmaz, 2024 yılı Mayıs ayında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyonun uygulanan politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girdiğini belirtti.
"Enflasyonun yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz"
Düşüş eğiliminin savaş şartlarının oluşturduğu arz yönlü baskı nedeniyle geçici olarak yatay halde seyir ettiğini ve 2026 Ağustos itibarıyla yüzde 31,5 seviyesine gerilediğini söyleyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:
"2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yılsonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz. TÜFE sepetinin yüzde 34,5'ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Buna karşılık, savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda, enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz."
Ayrıca Yılmaz, Merkez Bankası'na göre savaşın enflasyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerinin yaklaşık 7 puan olarak hesaplandığını aktardı.
"Kararlılığımızı sürdüreceğiz"
Uygulanan Tasarruf Genelgesi'yle harcama disiplininin güçlendirildiğine dikkati çeken Yılmaz, "Tasarruf Tedbirleri Bilgi Sistemimiz ile 260 kamu idaresini yakından takip ediyoruz. Tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler de aralıksız sürdürülüyor. Bugüne kadar 2 bin 16 harcama biriminde denetim gerçekleştirildi, denetim raporları Cumhurbaşkanlığı ve ilgili idarelerle paylaşıldı. Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6'dan, 2024 yılında 3,1'e 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yönde kararlılığımızı sürdüreceğiz" diye konuştu.
"Türkiye'nin, 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğinin üzerinde olacağını tahmin ediyoruz"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2026 yılı sonunda milli gelirin cumhuriyet tarihinde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına milli gelirin de yine ilk kez 20 bin doları aşmasını öngördüklerini dile getirerek, "Türkiye'nin, 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğinin üzerinde olacağını tahmin ediyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında dünyada nominal olarak 16; satın alma gücü paritesine göre ise 11'inci ekonomi konumumuzu da sürdüreceğiz. Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ekonomik potansiyelinin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz" şeklinde konuştu.
Temel hedefin, fiyat istikrarını kalıcı hale getirerek enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplini güçlü bir şekilde muhafaza etmek olduğunu bildiren Yılmaz, "Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde yansıması amacıyla istihdamı artıracak, atıl işgücünü azaltacağız" dedi.
"Büyümenin 2029 yılında yüzde 5'e ulaşmasını öngörüyoruz"
Yılmaz, 2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesi beklenen büyümenin, kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2'ye, 2028 yılında yüzde 4,6'ya ve 2029 yılında yüzde 5'e ulaşmasını öngördüklerini kaydederek, "Yeni Program döneminde makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesi ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini de dönüştürüyoruz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayacağız" diye konuştu.
"İşsizlik oranını 2029'da yüzde 7,6'ya düşürmeyi hedefliyoruz"
Büyüme kadar öncelik verilen bir diğer temel alanın istihdam olduğunu söyleyen Yılmaz, "2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını, 2027'de yüzde 8'e, 2028'de yüzde 7,8'e ve 2029'da yüzde 7,6'ya düşürmeyi hedefliyoruz. Program döneminde ekonomimize yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam kazandırarak işgücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı hedefliyoruz" ifadelerine yer verdi.
"Enflasyon oranının 2029 yılında yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz"
Sürdürülebilir büyüme hedefiyle beraber program önceliğinin dezenflasyon sürecini kararlılıkla sürdürerek fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek olduğunu aktaran Yılmaz, "2026'da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun; 2027 yılında yüzde 21'e, 2028 yılında yüzde 13,5'e ve 2029 yılında yüzde 9'a gerileyerek Program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz" ifadelerine yer verdi.
Dış dengede, küresel ticarette artan yeni nesil korumacılık eğilimlerine, jeopolitik gerilimlere ve ticaret politikalarındaki belirsizliklere rağmen cari işlemler açığını sürdürülebilir seviyede tuttuklarını bildiren Yılmaz, cari işlemler açığının 2027 yılında yüzde 1,9'a, 2028'de yüzde 1,8'e ve 2029 yılında yüzde 1,6'ya düşmesinin öngörüldüğünü belirtti.
Bütçe açığının kademeli olarak düşürülmesinin hedeflendiğini vurgulayan Yılmaz, geçen yıl 2026 için yüzde 3,5 olan ön görülen bütçe açığının alınan tedbirlerle yüzde 3,1 olarak gerçekleştirilmesinin beklendiğini kaydetti.
Ayrıca Yılmaz, 2027'de yüzde 3,5 olarak öngörülen bütçe açığının milli gelire oranının program dönemi sonunda yüzde 2,8 düşürmeyi hedeflediklerini de söyledi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2023-2026 yılları arasında 6 Şubat depremlerinin yol açtığı kayıp ve zararın telafi edilmesi için afet risklerinin azaltılmasına yönelik 2026 yılı fiyatlarıyla 104 milyar dolar tutarında harcama yapılacağının tahmin edildiğini, 2027 sonunda ise bu rakamın 116 milyar doları aşacağının tahmin edildiğini sözlerine ekledi.
Programın kararlılıkla uygulanmasıyla, dönem sonunda daha fazla istihdam üreten, ekonomik ölçeğini büyüten ve oluşturduğu refahı toplumun geneline daha güçlü biçimde yansıtan bir Türkiye hedeflediklerine dikkati çeken Yılmaz, bu dönemde 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulmasını ve işsizlik oranının yüzde 8'in altına gerilemesini öngördüklerini söyledi.
"Program sonunda milli gelirimizi 2,2 trilyon doların üzerine taşımayı hedefliyoruz"
Üretim kapasitesini, verimliliği ve rekabet gücünü artırmaya yönelik politikalarla ekonominin ölçeğini de büyüteceklerini belirten Yılmaz, "Program dönemi sonunda millî gelirimizi 2,2 trilyon doların üzerine, mal ve hizmet ihracatımızı ise 450 milyar dolara taşımayı hedefliyoruz. Esas hedefimiz, büyümeyi vatandaşlarımızın yaşam standartlarına yansıyan kalıcı sosyal refah artışına dönüştürmektir. Bu doğrultuda kişi başına millî gelirin 25 bin dolar seviyesine ulaşmasını, artan refahın geniş toplumsal kesimlere yansıtılmasını ve enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere gerilemesini öngörüyoruz " diye konuştu.
"Üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü güçlendirecek; kaynaklarımızın daha etkin kullanılmasını sağlayacağız"
Program döneminde büyümenin yalnızca hızına değil, kalitesine ve sürdürülebilirliğine de odaklanacaklarını vurgulayan Yılmaz, "Verimlilik artışlarını büyümenin temel itici güçlerinden biri hâline getirirken üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü güçlendirecek; kaynaklarımızın daha etkin kullanılmasını sağlayacağız. Bu politikaları fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalarımızla eş güdüm içerisinde yürüterek dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikası tesis edeceğiz. Bu yaklaşımımızın en önemli ayaklarından birini imalat sanayiimizin üretim ve ihracat kapasitesinin korunması ve güçlendirilmesi oluşturuyor. Sanayimizin kapasitesini korurken yeşil ve dijital dönüşümle rekabet gücünü artıracağız. Yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleriyle enerji, hammadde, işgücü ve makine kullanımında verimliliği artırırken düşük karbonlu üretim, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştıracağız" açıklamasında bulundu.
"Hükümetimiz, yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan ve ihracat yapan sanayicinin her zaman yanında olmaya devam edecektir"
Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:
"Türkiye ekonomisinin üretim gücü, ihracat kapasitesi ve teknolojik dönüşümünün temel taşı imalat sanayiimizdir. Bunun ihracatımızın yaklaşık yüzde 94'ünü oluşturduğunu ifade etmek isterim. Bugün yalnızca Türkiye değil, dünyanın önde gelen sanayi ekonomileri de zorlu bir dönemden geçmektedir. Birçok ülkede sanayi politikaları yeniden gündemin merkezine yerleşmiş, üretim kapasitesinin korunması stratejik bir öncelik hâline gelmiştir. Bu amaçla, imalat sanayiimize yönelik veriye dayalı ve hedef odaklı kapsamlı bir İmalat Sanayii Güçlendirme Programını hayata geçiriyoruz. Bu yılki OVP'nin en önemli vurgularından birinin bu olacağını ifade etmek isterim. Finansmana erişimi kolaylaştıracak, yatırım, üretim ve ihracata yönelik seçici kredi imkânı sunacak, KOBİ'lerimizin teminat ve işletme sermayesi sorunlarını hafifleteceğiz. İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar lira büyüklüğünde ilave kredi desteğini sağlıyoruz. İhracatçımıza düşük faizli reeskont kredisi sunarken orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik olarak 3 yıl için ayırdığımız 750 milyar liralık YTAK kredilerini kullandırmaya devam edeceğiz. Genel finansal şartlarda iyileşmenin yanı sıra ihtiyaç duyulacak alanlarda selektif uygulamaları geliştirmeyi sürdüreceğiz. Sanayide kullanılan elektrik ve doğalgaza maliyeti azaltıcı sübvansiyon uygulamalarımıza devam edeceğiz. İmalat Sanayii İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında istihdamını koruyan işletmelere sunduğumuz destekleri de vermeyi sürdüreceğiz. Enerji verimliliği yatırımlarını hızlandıracak, lojistik ve üretim maliyetlerini azaltacak uygulamaları yaygınlaştıracağız. Organize sanayi bölgelerimizi yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda ortak altyapıların kullanıldığı daha güçlü ekosistemler hâline getireceğiz. Sanayimizin en önemli meselelerinden biri haline gelen ara kademe teknik işgücü ihtiyacını karşılamak için sektör-okul işbirliklerini güçlendireceğiz. İhracatta yeni pazarlara erişimi güçlendirecek, Eximbank desteklerini ve ihracat sigortası imkânlarını genişletecek, ihracat finansmanını güçlendireceğiz. Kamu alımlarını da stratejik bir araç olarak kullanacağız. Yerli üretime öngörülebilir talep oluşturacak, savunma sanayiinde başarıyla uygulanan uzun vadeli sipariş ve tedarik yaklaşımını sağlık teknolojileri, raylı sistemler, enerji ekipmanları, elektronik ve kritik sanayi girdileri gibi alanlarda da yaygınlaştıracağız. Hükümetimiz, yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan ve ihracat yapan sanayicinin her zaman yanında olmaya devam edecektir.
Yılmaz, daha müreffeh ve kapsayıcı bir ekonomik yapının tesisinde güçlü ve etkin işleyen bir işgücü piyasasının taşıdığı önemin bilinciyle istihdam politikalarını dört temel eksen üzerine inşa ettiklerini ve bu eksenlerin; işgücünün beceri uyumunun iyileştirilmesi, yeni nesil çalışma biçimleri ve sektörel dönüşümlere uyumun sağlanması, işgücüne katılımda güçlük yaşayan kesimlerin istihdamının desteklenmesi ve atıl işgücünün azaltılması olduğunu bildirdi.
Programın önceliği olan fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek ve enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek için para, maliye ve gelirler politikalarını eş güdüm içerisinde uygulamaya devam edeceklerini söyleyen Yılmaz, "Bu süreçte enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması özel önem taşımaktadır. Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ile tarımsal ürünlerin alım fiyatlarında da Program hedefleriyle uyumunu çok daha hassas bir şekilde gözeteceğiz. Vatandaşlarımızın günlük hayatında en doğrudan hissettiği alanlardan biri olan gıda fiyatlarında ise arz yönlü politikaları daha güçlü biçimde devreye alacağız. Tarımsal üretimde verimliliği artırarak üretim planlamasını güçlendirerek ve maliyet baskılarını azaltacak yapısal adımları hızlandırarak gıda fiyatlarındaki oynaklığı sınırlamayı hedefliyoruz. Böylece kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişimi kolaylaştırırken özellikle düşük gelirli vatandaşlarımızın bütçesindeki yükün hafiflemesini sağlayacağız. Program döneminde makroihtiyati politika araçlarını para politikası duruşunu destekleyecek şekilde etkin olarak kullanmayı sürdüreceğiz. Yatırım ve ihracata yönelik faaliyetlerde finansmana erişim şartlarının iyileştirilmesini destekleyeceğiz. Aynı zamanda yurt içi tasarruflarımızı artırarak finansal sistemimizin kaynak tabanını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Finansal okuryazarlığı yaygınlaştıracak, uzun vadeli tasarrufları teşvik edecek mekanizmaları destekleyeceğiz. Finansal istikrarın güçlendirilmesinde bankacılık sektörüne ilişkin düzenlemelerde uluslararası normlarla uyumu gözetirken banka dışı finansal kuruluşlara yönelik düzenleyici çerçeveyi geliştireceğiz. Dijital Türk lirasının kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken ödeme sistemlerinin ve finansal teknoloji ekosisteminin güvenli ve yenilikçi biçimde gelişmesini destekleyeceğiz. Program döneminde sermaye piyasalarımızı da daha derin ve etkin bir yapıya kavuşturacağız. Düzenleyici çerçeveyi piyasa işleyişini güçlendirecek şekilde gözden geçirecek, Türk lirası tasarruf ve yatırım araçlarını çeşitlendirecek ve şirketlerimizin sermaye piyasalarının sunduğu finansman imkânlarından daha fazla yararlanmasını sağlayacağız" diye konuştu.
"Sosyal konut yatırımlarını yüzde 150 artırıyoruz"
Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:
"Ülkemizin stratejik ihtiyaçlarını ve vatandaşlarımızın doğrudan hayatına dokunan alanları gözeterek bütçemizi şekillendiriyoruz. Gıda arz güvenliği kapsamında sulama yatırımlarını yüzde 42, içme suyu yatırımlarını yüzde 71, organize tarım bölgesi yatırımlarını ise yüzde 103 oranında artırıyoruz. Enerji, savunma sanayii, yüksek teknoloji ve sanayimizin geleceği açısından kritik öneme sahip madenlerde dışa bağımlılığımızı azaltmak zorundayız. Bu doğrultuda Maden Tetkik ve Arama yatırımlarını yüzde 139 artırıyoruz. Sanayi altyapımızı organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri başta olmak üzere güçlendiriyoruz. Bu kapsamda, altyapı yatırımlarını yüzde 54 oranında artırıyoruz. Savunma sanayiinde kendi teknolojisini geliştiren, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen ve yüksek katma değer üreten bir Türkiye hedefliyoruz. Bu kapsamda savunma harcamalarını yüzde 229 artırıyoruz. Özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın konuta erişiminin kolaylaştırmak için sosyal konut yatırımlarını yüzde 150 artırıyoruz. Program çerçevesinde İstanbul'da başlattığımız kiralık sosyal konut projelerimizi ülke sathına yaymayı planlıyoruz. Sanayi ve ticaretimizin hızlı bir biçimde gelişmesi, bireysel ulaşım konforunun artması için ulaştırma modlarımız içerisinde demiryollarını önceliklendirmiş durumdayız. Nitekim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı demiryolu projelerine ayırdığımız kaynağı yüzde 49 oranında artırmış bulunuyoruz."
Ekonomi
Yayınlanma: 06 Eylül 2026 - 15:56
Güncelleme: 06 Eylül 2026 - 17:50
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Enflasyonun yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz"
Ekonomi
06 Eylül 2026 - 15:56
Güncelleme: 06 Eylül 2026 - 17:50
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yılsonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz" dedi.
EDİTÖR

Haberler İHA Haber Ajansı tarafından sağlanmaktadır.
İlginizi Çekebilir








